24 Haziran 2010 Perşembe

MARMARİS VE YUNAN ADALARI (SİMİ, TİLOS, HALKİ VE RODOS)

05-11.06.2010

Marmaris’teki Albatros Marina’da bulunan Offshore Sailing’den kiraladığımız yelkenliyle bir hafta boyunca Yunan adalarını gezdik. Ekibimiz Duygu, Dolunay ve Gülören’den oluşuyordu. Kaptan bendim. Teknemiz Hadar (1992 yapımı Beneteau Oceanis 400) hızlı ve denizciydi. Ziyaret ettiğimiz Yunan adalarını hem bakımlı ve medeni hem de tabii ve ücra olmalarından dolayı sevdik. Adalara has deniz ürünleri ve içkiler ise ayrıca hoşumuza gitti.

05.06.2010 Cumartesi, Marmaris Albatros Marina – Korsan Koyu (yaklaşık 24dm) 

Hava parçalı bulutlu, rüzgar hafif (5-6 knot),dalga yok, motor seyri

07:40 uçağıyla İstanbul’dan Dalaman’a varış.

11:30 Marmaris Albatros Marina’ya varış.

Offshore Sailing yetkilileri pasaportlarımızı çıkış işlemleri için Liman Başkanlığı’na götürürken biz teknemizi teslim aldık. Albatros marinadaki marketten yiyecek, içecek ve malzeme alışverişimizi yaptık.

15:15 Hadar ile Albatros marinadan çıkış.

18:45 Yaklaşık üç buçuk saatlik motor seyrinden sonra Sadun Boro’nun ‘Vira Demir’ adlı kitabı sayesinde bulduğumuz Korsan Koyu’na giriş.

Korsan Koyu, tam girişindeki ada nedeniyle dışarıdan zor görünen, küçük, ancak tek teknenin sığabileceği, dibi kum ve suyu berrak, neredeyse özel bir havuz. Baştan demir atıp kıçtan hem gerideki hem de bordaya dik şekilde yandaki kayalara koltuk halatı bağladık. Bundan anlaşıldığı üzere teknenin kıçını merkezde düşünürseniz koyun yarıçapı yaklaşık 25m. Koyu çevreleyen dik ve kayalık yamaçlarda yabani keçiler ve eşekler otluyor. Akşam rüzgar esmeye ve yamaçlardan cıvarnalar indirmeye başladı. Tekne iyice bağlı olduğu için bizi etkilemedi. Salata ve ton balıklı makarnadan oluşan akşam yemeğimizi yedik ve ıssız koyun tadını çıkardık.

06.06.2010 Pazar, Korsan Koyu – Simi limanı (yaklaşık 14,5dm)

Hava açık, rüzgar BGB 4-5 Beaufort, dalga 0.5-1m, yelken seyri

11:30 Korsan Koyu’ndan çıkış.

Sabah motorun yağ sızdırmış olduğunu fark ettik. Ayrıca gece boyunca çalışan alternatörün fan sesi bizi rahatsız etti. Offshore’dan İhsan Bey’i aradık. Fanı durdurmak için genel akü şalterini kapayıp açmamızı tavsiye etti. Bu şekilde fanı durdurup sesini kestik. İhsan Bey motorun keçesinden biraz yağ sızdırdığını söyledi. Bunun üzerine yolculuk boyunca her sabah yağ seviyesini kontrol edip azaldığına kanaat getirdiğimizde ekleme yaptık.

Öğleden sonra beş kuvvet esen rüzgarla Simi’ye kadar çok keyifli yelken seyri yaptık. Yelkenlere camadan vurduk. Orsa seyirde arada dalgaların serpintisiyle ıslanarak Simi limanına kadar geldik. Simi, büyükçe ve neredeyse tamamen çıplak, ağaçsız bir ada. Limandaki küçük şehir ise renkli ve bakımlı evlerden oluşan, biraz İtalyan köylerini andıran şirin bir yer. İlk görüşte şehrin renkleri adanın çıplaklığını kapatıp insanın içini ısındırıyor.

15:30 Simi limanına giriş.

Simi limanında baştan demir atıp kıçtan kara yanaştık. Offshore Sailing’in tavsiyesiyle önceden aradığımız Kalodoukas Yachting’den Louis bize hem bağlanma hem de pasaport işlemlerinde yardımcı oldu. U şeklindeki limanda tekneler yan yana demir attıkları için zincirlerin birbirine karışma ihtimali yüksek. Bizim başımıza gelmedi ama komşumuz demirini alırken epey uğraştı.

Bağlandığımızda saat dördü biraz geçmişti ve hepimiz çok açtık. Ama o saatte adada yemek yenecek her yer kapalıydı. Limanın biraz dışındaki Paradise Beach’e gittik. Simi karidesleri, ızgara ahtapot ve kalamar, salata, dolma ile yanında retsinadan (reçine kokulu yerel şarap) oluşan öğle yemeğimizi yedik. Simi karidesleri, küçük olduklarından ayıklanmadan yeniyor. Yemekler son derece lezzetliydi. Simi’deki ilk yemeğimizi, herhalde çok aç ve bitkin olduğumuzdan, bütün tatil boyunca hiç unutamadık. Akşamüstü Simi sokaklarında dolanıp alışveriş yaptık. Akşam yemeğini Mythos Restaurant’ta yedik.

07.06.2010 Pazartesi Simi limanı – Simi Panormitis Koyu (yaklaşık 16dm)

Hava açık, rüzgar BGB 5 Beaufort, dalga 0.5-1m, yelken seyri

11:00 Simi limanından çıkış.

Sabah Simi limanındaki fırından kahvaltımızı alıp yakındaki bir kahvede oturduk. Çarşıda alışveriş yapıp hazırlıklarımızı tamamladık. Demir alıp limandan çıktık. Yelken bastık. Ancak limanın dışına çıktığımızda yelkenlere camadan vurmak gerektiğini anlayıp geri döndük. Koyun nispeten sakin bir yerinde yelkenleri küçültüp tekrar çıktık. Limanın doğusundaki St Marina koyuna girdik.

12:00 St Marina koyuna demir atış.

Simi’nin çıplak yamaçları ile çevrili St Marina koyunun girişindeki adanın üzerinde küçük mavi -beyaz bir kilise var. Koyun dibi kum olduğu için suyun rengi yemyeşil. Kıyıda bir plaj var. Koy çok güzeldi ama yamaçlardan inen cıvarnalar demirdeki tekneyi sürekli çevirdiği için huzursuz oldum. Denize girip yüzdükten sonra demir alıp motorla St George koyuna gittik.

13:15 St George koyuna demir atış.

Simi’nin doğusundaki St George koyu dimdik ve yüksek kayalık yamaçların denize indiği etkileyici bir yer. Kıyıya yakın bir yerde demirledikten sonra öğle yemeğini hazırladık. Yemekten sonra fazla oyalanmadan demir alıp 14:30’da koydan çıktık. Yelken basıp Simi’nin güneybatısındaki Panormitis koyuna doğru yola koyulduk. Apaz seyirde Simi’nin doğu kıyısını takip ederek güneye indik. Simi’nin güneyinde dar bir boğazla ayrılmış olan Trompeta adası var. Rüzgar bu boğazda sıkışarak kanal etkisi yaptığından sık tramolalarla buradan geçmek yerine Trompeta’nın güneyinden dönüp Panormitis koyuna girdik.

18:00 Panormitis koyuna demir atış.

Panormitis koyunun güneybatıya bakan dar girişinin iki yanı ince uzun doğal kayalık burundan oluşuyor. Koya biraz dalga girse de içerisi geniş bir göl gibi korunaklı. Dibi ise kum ve yosun. Ormanlık kıyıda büyük bir manastır var. Görünürde pek canlı bir yerleşim olmadığından kıyıya çıkmadık. Koyda demirli 15-20 teknenin arasına demir attık. Hava sert olduğu için uzun kaloma bıraktık. Birkaç tekne demir taradıktan sonra yer değiştirip tekrar çapa attılar. Sağanaklar 6 kuvveti bulduğu için endişeliydim. Sabaha kadar pek uyumadan sık sık güverteye çıkıp durumu kontrol ettim. Neyse ki demirimiz sağlam tuttu.

08.06.2010 Salı Simi Panormitis Koyu – Tilos (yaklaşık 23,5dm)

Hava açık, rüzgar BGB 5 Beaufort, dalga 1-1,5m, yelken seyri

10:00 Panormitis koyu çıkış.

Panormitis koyundan çıktığımızda freşka rüzgarda camadanlı yelkenlerle orsa seyirde güney yönünde seyre başladık. Ancak bir saat sonra rüzgar hafifledi ve hevesimiz kursağımızda kalarak motoru çalıştırdık. Yaklaşık bir saatlik motor seyrinden sonra denizin üzerinde tekrar kuzucuklar görüp yelkenleri bastık. 20-25 knot esen rüzgarla orsa seyirde tramolalar atarak toplam yedi saatte Tilos adasına vardık.

17:00 Tilos limanına giriş.

Tilos’ta aynı zamanda feribot iskelesi olan küçük 20-25 teknelik bir mendireğin içinde tonoz alıp kıçtan kara bağlandık. Tilos, Simi gibi çorak, ağaçsız, uzaktan neredeyse çıplak bir kayaya benzeyen bir ada. Tilos’un köyü ise Simi’deki yerleşimden çok daha küçük. Uzun çakıllı bir sahil boyunca dizili tek katlı bakımlı evler ve lokantalardan oluşuyor. Sakin bir sahil kasabası.

Kaldığımız bütün adalarda olduğu gibi Tilos’ta da tekneye elektrik ve su alabildik. Adalarda hem teknelere verilen hizmet hem de lokantalardaki yemeklerin kalitesi ve fiyatları çok iyi. Yediğimiz bütün yemekler lezzetli ve fiyatları makuldü. Tilos’ta akşam yemeği için gittiğimiz sahildeki Armeron Rastaurant’tan memnun kalıp ertesi sabah denize girmek ve sonrasında öğlen bir şeyler atıştırmak için tekrar gittik.

09.06.2010 Çarşamba Tilos –Halki (yaklaşık 23dm)

Hava açık, rüzgar BGB 3-4 Beaufort, dalga 0,5-1m, yelken ve motor seyri

14:00 Tilos limanından çıkış

Hava evvelki günlere göre biraz hafiflediği için motorla Halki limanından çıkıp açık denizde rüzgarı yakalamamız bir saati buldu. Halki adasına doğru güneydoğu yönünde yelken bastık. İki buçuk saat yelkenle apaz seyirde yol aldıktan sonra Halki’nin güneybatı ucunu döndük. Rod Heikell’in kitabında yaptığı Halki’nin kuzeydoğusundaki kayalıklar hakkındaki uyarıyı dikkate alarak adanın güneyinden geçip güneydoğusundan limana girmeye karar vermiştik. Halki’nin güneyinde hafifleyen rüzgarda yaptığımız pupa seyirde yelkene motorla destek olduk.

18:30 Halki limanına giriş

Halki limanında yaz sezonunda kullanılan T şeklindeki yüzer pontona tonoz alıp kıçtan kara bağlandık. Halki Rodos’un batı kıyısına yakın ve tarih boyunca öncü kale olarak kullanılmış küçük bir ada. Limandaki kasaba renkli ve bakımlı evleriyle Simi’yi andırıyor. Kasabanın arkasındaki yüksek kayalık tepedeki kale dikkat çekiyor. Limana bağlanır bağlanmaz denize atladık ve yüzdük. Ardından bir şişe Prosecco açıp seyahatimizi kutladık. Hepimiz elbiselerimizi giyip meydandaki lokantalardan birinde küçük karides, ızgara ahtapot, kalamar ve balıktan oluşan güzel bir yemek yedik.

10.06.2010 Perşembe Halki – Rodos Mandraki limanı (yaklaşık 34dm)

Hava açık, rüzgar BGB 3 Beaufort, dalga 0,5m, yelken ve motor seyri

10:00 Halki limanından çıkış.



Halki adası Rodos’a yakın olmasına rağmen Mandraki limanına varmak için adanın Batı kıyısından en kuzey noktasına kadar çıkmamız gerekiyordu. Yol uzun olduğu için sabah toparlanıp limandan ayrıldık. Malesef rüzgar yetersiz olduğu için yolun büyük kısmında motorla ilerledik. Sadece sabah Halki’den çıktıktan sonra iki saat ve öğleden sonra kuvvetlenen rüzgarla limana girmeden önce bir saat yelken seyri yapabildik.

16:30 Rodos Mandraki marina giriş.

Rodos’un kuzeyinde bulunan Mandraki marina hem kalabalık hem de pek iyi yönetilmeyen bir liman. Dikdörtgen bir alanda bütün tekneler ortaya demir atıp kıçtan kara yanaştığı için çapa zincirleri sık sık birbirine karışıyor. Ayrıca bağlanacak yer bulmak zor oluyor. Biz sabah Offshore Sailing’den ismini aldığımız ortak çalıştıkları acenta Kronos Yachting’i arayıp yer ayırtmıştık. Elemanları bizi karşıladı ve yer gösterdi. Ancak yanaştıktan hemen sonra yerimizi değiştireceklerini söylediler. Bu yüzden bağlanmamız epey uzun sürdü ve bizi yordu. Kronos elemanları pasaportlarımızı alıp çıkış işlemlerimizi yaptı.

Mandraki limanına neredeyse bitişik olan Rodos kalesi ve içindeki ‘eski şehir’ İstanbul’daki Kapalıçarşı gibi turistik dükkanlarla ve lokantalarla dolu olmasına rağmen keyifli ve etkileyici. Ortaçağdan kalma dar kale sokaklarında dolaşıp neredeyse her köşesinin resmini çektik. Kuyumcu Lalaounis’e uğrayıp alışveriş ettik. Kale içindeki Alexis Four Seasons Restaurant’ta deniz ürünlerinden oluşan lezzetli ve keyifli bir yemek yedik.

11.06.2010 Cuma Rodos Mandraki limanı – Marmaris Albatros Marina (yaklaşık 25dm)

Hava sabah açık akşamüstü sağanak yağış, rüzgar KD 2 Beaufort, dalga yok, motor seyri

10:45 Rodos Mandraki marina çıkış.

Rodos’tan ayrılıp Marmaris’e dönerken Kadırga koyunda demir atıp öğle yemeği yedik ve yüzdük. Yerleşim olmadığından tertemiz ve güzel bir olan Kadırga koyundan isteksizce demir alıp Marmaris’e doğru dönüşe geçtik.
















13:30 – 15:00 Kadırga koyunda mola.

16:45 Marmaris Albatros marinaya giriş.

Albatros marinaya bağlandıktan sonra Offshore Sailing görevlileri teknemizi kontrol ettiler ve teslim aldılar. Cuma akşamı teknede kalıp ertesi sabah 9:00’da bir hafta boyunca evimiz gibi benimsediğimiz teknemizden ayrıldık.

25 Mayıs 2010 Salı

HEYBELİADA ÇAM LİMANI

22.05.2010
Cumartesi günü havanın yağmurlu olacağını bildiğim halde yelken programını ertelemek istemedim. Sonuçta hem yağmurlu hem güneşli ama çok keyifli bir gün geçirdik. Üstelik denize bile girdik.

Heybeliada’nın güneyinde ormanla çevrili cennet gibi bir koy olan Çam Limanı genelde çok kalabalık olduğundan pek uğramadığımız bir yer. Aslında İstanbul’daki en güzel koylardan biri. Zemini kum. Ormanın içindeki birkaç metruk bina ve kıyıdaki villalar dışında koyun çevresinde yerleşim yok. Sakinken Çam Limanına demirlediğinizde sanki Göcek’teymiş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Bu sene kıyıda güneşlenmek ve denize girmek için bir kulüp yapılmış. Anlaşılan yazın bu koyda pek sükunet kalmayacak.

Hava yağmurlu olduğu için kalabalık olmayacağını düşündüğümüz Çam Limanı'na çevirdik rotamızı. Pendik Marintürk’ten öğlen saatinde çıktık ve Batı’dan 10-15 knot esen rüzgarda yelkenlerimizi bastık. Yelken seyri çok keyifli olduğundan biraz yolumuzu uzatarak Burgazada ve Kaşık Adası arasından Heybeliada’nın güneyine indik. Öğleden sonra üçte Çam Limanı’na demir attık. Bizden başka on veya oniki tekne daha vardı koyda. Malesef bir tane motoryat yüksek sesle müzik çalıp çevreyi rahatsız edecek davranışlarda bulunuyordu. Bazı tekne sahiplerinin eğlenirken çevrelerindeki insanları hiç düşünmeyecek kadar görgüsüz olmaları insanı üzüyor.

Çam Limanı’nda deniz o kadar güzeldi ki dayanamayıp atladık. Çok soğuktu ama kendime gelmemi sağladı. Hava karardıktan sonra yağmur başladı. Su geçirmez kıyafetlerimizle karanlık koyda çam ve deniz kokusunun içinde yağmurun altında oturduk. Gece onbirde demir alıp dönüşe geçtiğimizde yağmur kuvvetlenmişti. Motorla marinaya döndük.


19 MAYIS’TA KALPAZANKAYA

19.05.2010
19 Mayıs bayramında hava Batı Güneybatı yönünden 10-15 knot esiyordu. Bu fırsatı kaçırmayıp annem ve babamla Kalpazankaya’ya gitmek üzere yelken bastık. Rüzgar gittikçe hafiflese de bizi Burgazada’ya kadar götürdü. Kalpazankaya’da tonoza bağlanıp yamaçtaki lokantaya çıktık. Annemle babam Kalpazankaya’yı çok seviyorlar. Keyifle yemeğimizi yedikten sonra dönüşe geçtik ve günbatımında marinaya bağlandık.

13 Mayıs 2010 Perşembe

İSTANBUL YELKEN KULÜBÜ BOĞAZ KOMUTANLIĞI KUPASI


08.05.2010
Duygu, Dolunay, Emel ve Gürkut ile sabah sekizde Pendik Marintürk’ten çıkıp motorla Kalamış Marina’ya doğru seyre koyulduk. Yolda Duygu’nun hazırladığı harika kahvaltıyı ettik. Kalamış’ta mazot aldıktan sonra onbirde Haydarpaşa’yı bordalayıp Boğaz’a girdik. Amacımız yarışmak değil yarışanları izlemek ve Boğaz’da yelken yapmaktı. Boğaz’da gemi trafiğinin durdurulduğu ve yelkene izin verildiği nadir günlerden birinden faydalanmak istemiştik.
Hava durgundu. Rüzgar kuzeyden 5-6knot esiyordu. Yarış komitesi bu rüzgarı yeterli görmüş olmalı ki Çırağan’a yaklaştığımızda Kuruçeşme – Çengelköy arasından yarışa başlayan yelkenliler rengarenk balonlarıyla bize doğru geliyorlardı. Çırağan Sarayı’nın önündeki şamandıra dönüşünü izlemek çok keyifli oldu çünkü hem balonlarını indirip genoaları ile orsa seyre geçen teknelerin seri hareketlerini yakından gördük hem de ekiplerinin yaşadığı stresi hissetmeden heyecana dahil olduk. Daha önceki senelerde katıldığımız Boğaz yarışlarında ekipte herkes gergin olur ve özellikle şamandıra dönüşünde teknede mutlaka karmaşa yaşanırdı. Ayrıca kimse çevresindeki teknelerde olanları izleme fırsatı bulamazdı. Bu duyguları iyi bildiğimizden izleyici olarak katıldığımız bu yarıştan son derece zevk aldık.
Lider tekneler Boğaz’ın Avrupa yakasından kuzeye doğru sık tramolalarla tırmanırken onlara eşlik ettik. Arnavutköy Akıntı Burnu’na geldiğimizde kuzeyli rüzgar iyice hafifledi. Geriden gelen teknelerin balonlarını gördüğümüzde çok şaşırdık. 200m geride hava Lodos esiyordu. Karışık hava şartları, adına yakışır şekilde Boğaz’da akıntının en kuvvetli olduğu yerlerden biri olan Akıntı Burnu’nu geçmeyi iyice zor hale getirmişti. Tabii bu mücadeleyi yakından izlemek bizim için son derece keyifli oldu. Yarışan ekipler akıntıyla mücadele ederken biz Bebek koyundan geçtik ve Rumelihisarı’na doğru çıktık.
Baltalimanı’nı geçtikten sonra Boğaz genişlediğinden yarışan teknelere çapariz vermeden yelken seyrine geçtik. Rüzgar kuzeyden 8-10knot esiyordu ve tekne 6knot hıza erişmişti. Tabii akıntıyı hesaba katınca hızımız 4knot’a kadar düşüyordu. İkibuçuk saat boyunca Boğaz’ın Avrupa ve Anadolu yakaları arasında zikzak çizerek İstinye, Beykoz, Büyükdere ve Sarıyer’i geçtik ve Anadolukavağı’na vardık. Boğaz Komutanlığının önüne bağlandığımızda saat üçbuçuktu. Kıyıdaki şenliklerden börek ve balık alıp teknede yedikten sonra halatlarımızı çözüp rotayı Karadeniz’e çevirdik.
Bu kadar yolu gelmişken Boğaz’ın Karadeniz girişindeki Poyrazköy’ü keşfetmeden dönemezdik. Yarım saat sonra Poyrazköy’ün mendireğinden içeri giriyorduk. Kocaman mendireğin içinde irili ufaklı pek çok balıkçı motoru bağlanmıştı. Kumsalın arkasında ormanlık tepeler yükseliyordu. Koy son derece sakindi. Birkaç motoryat demirlemişti. Kıyıda lokantalar vardı. Poyrazköy’ün çok hoş bir yer olduğunu görünce yazın mutlaka gelmeye karar verdik. Neredeyse ayrılamayıp o akşam orada kalacaktık.
Dönüşe geçtiğimizde saat yediye geliyordu. Akıntıyla birlikte uçar gibi Boğaz’dan güneye indik. Akşam güneşinde Boğaz’ın iki yakasını izleyerek yaptığımız bu seyir son derece keyifliydi. Haydarpaşa’yı arkamızda bıraktığımızda hava kararmıştı. Marinaya onbirde vardık. Tüm yorgunluğumuza rağmen tekneyi toparladık ve yıkadık. Boğaz yarışını tekneden izlemek hepimiz için çok keyifli ve öğretici bir deneyim olmuştu.

4 Mayıs 2010 Salı

KALPAZANKAYA VE PORT SEDEF

01-02.05.2010

Cumartesi gününü Kalpazankaya’da geçirdik. Pazar akşamüstü ise Port Sedef’e gittik. Hem Burgazada hem de Sedef Adası baharda yemyeşil ve huzurlu. İstanbul’un içindeyken şehirden kaçabilmek çok güzel oluyor.

Cumartesi sabahı Duygu, Ayça, İlginay ve Selim’le Pendik Marintürk’te buluştuk. Tekneyi hazırlayıp çıktığımızda rüzgar güneyli 3-4 kuvvet esiyordu. Yelkenleri basıp keyifli bir seyre başladık. Adaların arasında rüzgar hafiflemesine rağmen iki buçuk saatte Kalpazankaya’ya vardık. Lokantanın tonozlarının hepsi doluydu. Neyse ki tam o sırada ayrılan bir teknenin yerini aldık. Kalpazankaya’da rezervasyon yapmadan yer bulmak oldukça zor. Bize yamacın kenarında güzel bir masa verdiler. Ekip yolda epey acıkmış olduğundan lezzetli mezeleri hemen bitirdi. Ardından kocaman bir kalkan balığı yedik. Akşam güneş batmadan tekneye dönüp yelkenleri bastık. Hava serinlediği için hepimiz teknedeki kıyafetlerden birkaç kat giyindik. Dört kuvvet esen Poyraz bizi marinaya kadar gayet hızlı bir seyirle götürdü. (Kalpazankaya: 0216 3811504)


Pazar akşamüstü kısa bir seyir için marinadan çıkıp Sedef Adası’na gittik. Geçen yazdan beri ilk defa geldiğim Port Sedef yeni bir iskele yaptırmış. Derinlik 2-2,5m cıvarında olduğu için tekneyle iskeleye bağlandık. Bizden başka kimse olmadığı için bu şekilde yanaşmak çok rahat oldu. Port Sedef’in tonozlarının çoğu kışın kaybolmuş. Sadece üç tanesi görünürdeydi. Sedef Adası’nın tabiatı çok hoş ancak Port Sedef hizmet, fiyat ve lezzet açısından pek cazip değil. Birer bardak şarap içip gün batarken marinaya döndük. (Port Sedef: 0534 6176048 )

27 Nisan 2010 Salı

SOLO YELKEN – II –

18.04.2010

Tuzla’da ailemle öğle yemeği yedikten sonra saat iki buçukta marinaya geldim. Hava güneşliydi ve Poyraz’dan beş kuvvet esiyordu. Tekneyi hazırlayıp marinadan çıktım. Bu seneki ikinci solo yelken tecrübemde ilkine oranla çok daha rahat ve sakindim. Mendireğin dışında ana yelkeni çift camadanlı bastım. Hava sert olduğu için ana yelkeni basmak ve özellikle camadanın altında boşta kalan yelkeni kravatlarla bağlamak önceki çıkışıma oranla daha zor oldu. Ama küçük ana yelkenle geniş apaz seyre geçtiğimde tekne 5-6 knot hıza erişti. Genoa yelkenimi çarmıhlara gelmeyecek şekilde camadanlı açtım. Teknenin hızı 7-8 knot’a çıktı. Neredeyse uçuyordum. Çok zevkli bir seyirdi. Büyükada’yı bordaladığımda rüzgar 30 knot’un üzerine çıkmıştı ve denizin üstü köpüklerle dolmaya başlamıştı. Geniş apaz seyirde rahatça gitmeye devam ettim. Ancak geri dönüşümün bu kadar rahat olmayacağının farkındaydım.

Marinadan çıkışımdan bir buçuk saat sonra Heybeliada’yı bordaladığımda geri dönmeye karar verdim ve tekneyi orsaladım. Yelkenler küçük olduğu için tekne bayılmıyordu ama orsaya pek giremiyordu. Ayrıca dalgaları baştan aldığım için hem hızım düşmüştü hem de arada ıslanıyordum. Neyse ki su geçirmez kıyafetlerimi baştan giymiştim. Pendik yönünde ilerleyebilmek için birkaç tramola atmam gerekti. Bu sırada yanımdan geçen yolcu motorları beni epey tedirgin etti. Ancak sorunsuz şekilde iki saat sonra marinanın önüne geldim. Yelkenleri indirip marinaya girişime yardımcı olmaları için telsizden anons yaptım. Kısa süre sonra marinaya bağlandım. Solo tecrübem marina çalışanlarından epey tezahürat almama sebep oldu.

Bu sene ikinci kez yalnız yelkene çıkışımda hava ilk sefere göre epey sert olmasına rağmen çok daha sakindim. Zaten önemli olan insanın teknede durumu sakin değerlendirip gereken önlemleri hızlı ve kararlı şekilde uygulaması. Tek başına yelken, insanın korkularını ve sınırlarını anlaması ve onlarla başa çıkması açısından çok faydalı. Bunu bu seneki ilk ve ikinci tecrübelerim arasındaki farktan anladım.

20 Nisan 2010 Salı

İSTANBUL MERCAN YUVASI


17.04.2010
Öğleden sonra marinadan çıktığımızda beş kuvvet Poyraz esiyordu. Son derece keyifli bir yelken havasıydı. Tuzla Mercan Yuvasına rotayı çevirdik. Apaz seyirde yarım saatte İstanbul Mercan Yuvası koyundaki antik dalgakıranın arkasındaki tonoza bağlandık. Bu koy oldukça sığ. Ancak dalgakıran tarafında dip kum olduğu için sahile oldukça yaklaşılabiliyor. Bizi tekneden almaya gelen kayıkla İstanbul Mercan Yuvası Kulübü ve Angel Mercan Restaurant arasındaki iskeleye çıktık.

Tekneye döndüğümüzde saat altıyı geçmişti ve rüzgar aynı hızda esiyordu. Doğrudan Pendik’e rotayı vermek yerine Mercan Yuvası koyundan çıkana kadar Adalar yönünde ilerledik. Sağanaklarda rüzgar altı kuvvete çıkıyordu ve tekne 7,5-8 knot hız yapıyordu. Yarım saat sonra rotayı Pendik’e çevirdik. Hava kararırken marinaya bağlandık.

11 Nisan 2010 Pazar

YUNUSLARLA YARIŞ


10.04.2010

Pazar sabahı saat yedide 10-12 knot Poyraz’da Kalpazankaya’dan Pendik’e dönerken Heybeliada’nın güneyinde yunuslar bizimle yarışmaya başladılar. Yaklaşık yarım saat boyunca teknenin peşine takılan yunusların her sudan çıkışında onları sevinç çığlıklarıyla karşıladık. Sanki mucizevi bir olay yaşıyormuşuz gibi mutlu olduk. Dolunay yunusları filme kaydetti:





09.04.2010
Cumartesi öğle saatlerinde Dolunay’la marinaya geldik. Hava hafif Lodos esiyordu. Her zamanki gibi akşamüstü Poyraz çıkmasını bekliyorduk. Marinadan çıkıp yelkenleri bastık. Ortalama 3-4 knot hızla Burgazada’ya doğru ilerlemeye başladık. Rüzgar tamamen kalınca motoru çalıştırdık. Heybeliada’yı bordaladığımızda rüzgar Lodos’tan tazeledi ve tekrar yelken seyrine geçtik. Rüzgar tam pruvadan geldiği için Burgaz ve Kınalı arasındaki kanaldan tramolalarla geçtik. Kalpazankaya’da tonoza bağlanıp karaya çıktık. Arkamızdan birkaç saat arayla Resif ve Ece geldiler. Akşam Kalpazankaya’da teknede kaldık. Çok soğuktu ama kat kat giyinmiş olduğumuz için bizi pek etkilemedi.

Sabah erkenden yelken bastık. Geceden itibaren esen Poyraz’la Adaların güneyinde yol alırken yunuslarla karşılaştık. Birlikte Heybeli ve Büyükada arasındaki boğaza kadar geldik. Sabit esen rüzgar buradan yukarı tek tramola ile çıkmamıza izin verdi. 6-7 knot hızla iki buçuk saatte Pendik marinaya vardık.
Haftasonu sanki uzak bir yere tatile gitmiş gibi geçti. Çam ağaçları, leylekler, serçeler, yunuslar; hepsi bizde büyülü bir yerdeymişiz hissi uyandırdı.

7 Nisan 2010 Çarşamba

SOLO YELKEN

04.04.2010
Pazar günü hava güneşli ve ılıktı. Rüzgar sabah Boğaz’da Poyraz’dan esmeye başlamıştı. Saat 11’de marinaya doğru yola çıktığımda Pendik’in arkalarındaki tepelerde bayraklar Poyraz estiğini gösteriyordu. Ama Pendik açıklarındaki gemiler Lodos’a bakıyordu. Anlaşılan Poyraz henüz denize kadar inmemişti.

Marinaya geldiğimde ilk iş olarak rüzgarın hafifliğinden yararlanarak genoayı baş ıstralyaya basıp sardım. Tekneyi tek başıma kullanabilecek şekilde mümkün olduğunca hazırladım ve marinadan ayrıldım. Bir süre motorla açıldıktan sonra ana yelkeni basmak üzere yavaşladım. Ana yelken arabaları sezon başında değiştikten sonra bu iş epey zorlaştı. Kendi başıma ana yelkeni basmak gerçekten insanüstü bir çaba gerektiriyor. Bu işi tamamladıktan sonra epey terledim ama genoayı açınca 5-6 knot esen Lodos ile 3,5 knot hıza eriştim. Birkaç saat boyunca yelkenlere trim yaparak ve dümen tutarak sanki bir optimist kullanıyormuşum gibi rahatça Heybeliada’ya kadar gittim.

Sabahtan beri beklediğim Poyraz halen gelmemişti. Üstelik adaların arasında Lodos iyice hafiflemişti. Rüzgarın durmasını Poyraz’ın çıkmasının işareti olarak yorumladığım için bir süre beklemeye karar verdim. Hakikaten yarım saat içinde kuzeydoğudan gelen Poyraz’ın suyun üstünde yarattığı çizgiyi gördüm. Çizgi yaklaştı ve bir anda 15-18 knot Poyraz’la tekne hızlandı. Arada rüzgar birkaç kez bocaladı ama kısa sürede oturdu ve 17-20 knot cıvarında esmeye başladı. Tek başına tekneyi idare edebilmek için genoayı sardım. Sadece anayelkenle tekne 6,5 knot hız yapıyordu. Alargada demirli gemilerin arasından rahatça geçip marinanın önüne geldim. Motoru çalıştırıp anayelkeni indirdim ve marinaya bağlandım. Tekneyi toparladım.

Tek başına yelkene çıkmak son derece huzurlu ve keyifli. İnsana koşulları hızlı değerlendirip karar vermeyi ve telaşa kapılmadan sakin bir şekilde bu kararlarını uygulamayı öğretiyor. İlk kez tek başına tekneyle çıktığımda çok heyecanlanmıştım. Bu üçüncü seferimde de kalp atışlarımın hızlandığı oldu ama her şeyi sakin ve rahat bir şekilde yapmayı başardım. Üstelik çok keyif aldım.

29 Mart 2010 Pazartesi

KALAMIŞ MARİNA’DA BAKIM

23-26.03.2010

Symphony’nin bakımını bu sene Kalamış Marina’da İsmail Usta’ya yaptırdım. Çok memnun kaldım. Tekneyi aldığımdan beri ilk defa bakım işi içime sinerek tamamlandı. Symphony’nin hem üstü hem de su kesiminin altı tertemiz oldu. Zehirli boyası yenilendi ve pervanesine bakım yapıldı.


23.Mart.2010 Salı sabahı 7’de Gürkut ve ben Symphony ile Pendik Marina’dan yola çıktık. Teknenin altı ve pervanesi epey yosun ve kekamoz tuttuğundan hızımız 3,5 deniz milini geçmiyordu. Hava güneşli ve rüzgarsızdı. Çok keyifli bir sabahtı. Yolun uzun süreceğini tahmin ettiğimden güzel bir kahvaltı hazırlamıştım. Biz çay içip simit yerken martılar tepemizde tur atıyordu. Saat dokuzu geçerken Poyraz çıktı. Hemen anayelkeni bastık ve motoru kapattık. Kalamış’a kadar 10-15 knot havada anayelkenle gittik. Sözleştiğimiz gibi saat onbirde çekek havuzundaydık. İsmail Usta ve vinç ekibi bizi bekliyordu. Hemen tekneyi karaya aldık. Tahmin ettiğimiz gibi altı çok kirli çıktı. Symphony’yi çekekte İsmail Usta’ya bırakıp işlerimize döndük.


Üç gün içinde İsmail Usta teknenin sualtı kesimini zımparaladı, macunladı ve iki kat zehirli boya sürdü. Üst kısmını ise yıkadı ve cilaladı. Ayrıca arkadaşımız Engin Sili teknenin pervanesini söktü. Sallanmasını engellemek için bir pul takıp sıktı. Böylece yıllardır ekseninde sallanan pervane sımsıkı yerine oturdu.

26.Mart.2010 Cuma günü öğleden sonra tekneyi almaya geldiğimizde pırıl pırıl olmuştu. Hava açık ama soğuktu. 15-18 knot Poyraz esiyordu. Dolunay ve Gürkut ile birlikte termal içliklerimizi, kat kat polarlarımızı ve su geçirmez yelken kıyafetlerimizi giyindik. İsmail Usta tekneyi indirmemizin şerefine bir şişe şarap açtı. Saat altıda Symphony Kalamış Marina’da suya indi. Yakıt almak için istasyona yanaştık ancak kapalıydı. Marinadan çıkıp yelkenleri bastık ve yola koyulduk. Tekne adeta uçuyordu. Apaz ve orsa arası değişen son derece keyifli bir seyirle iki saat sonra Pendik Marina’ya bağlandık.

(İsmail Usta'nın telefon numarası: 0532 2124939)

6 Ekim 2009 Salı

SONBAHARDA KALPAZANKAYA



26.09.2009
Yaz bitmeden önce son kez Kalpazankaya’da denizin keyfini çıkarmak üzere Duygu ve Emre’yle öğle saatlerinde marinadan çıkıp yelkenleri bastık. Hava açıktı ve rüzgar Poyraz’dan orta kuvvet esiyordu. Yelken için çok güzel bir gündü. İki saat içinde Kalpazankaya’nın önündeki tonozlardan birine bağlanmıştık.

Önce Kalpazankaya’da lüfer ve palamuttan oluşan öğle yemeğimizi yedik. Ardından Burgazada’da yarım saatlik bir yürüyüş yaptık. Bu arada Gürkut teknesi Resif’le gelip yanımızdaki tonoza bağlandı. Ona yiyecek bir şeyler alıp tekneye döndük. Yılın İstanbul’daki son yüzme sefasını berrak denizde gerçekleştirdikten sonra havuzlukta oturup hep beraber güneşi batırdık.

Yelkenleri basıp tonozdan ayrılırken karanlık basmıştı. Burgaz ile Heybeli arasındaki kanaldan tramolalarla çıktık. Orsa seyirde marinaya döndük. Rüzgar akşamın ilerleyen saatlerine kadar kuvvetini korudu ve bizi yolda bırakmadı. Resif’ten biraz sonra marinaya bağlandık. Akşam hava epey serinlediğinden tekneyi toparladıktan sonra çorba içerek ısındık.


29 Eylül 2009 Salı

TUZLA MERCAN YUVASI VE TUZ BURNU



19.09.2009
Dolunay ve Emre ile öğle saatlerinde buluşup marinaya gittiğimizde hava açık ve rüzgar Poyraz’dı. Tekneyi hazırlayıp çıktıktan sonra yelkenleri bastık ve Tuzla yönüne rotayı çevirdik. Mercan Yuvası koyunun içine girdik. İstanbul Mercan Yuvası klübünün ve Angel Mercan’ın bulunduğu koyda antik Bizans dalgakıranının arkasına kadar geldik. Bu oldukça sığ koyda ağaçlık çevre, dalgakıranın içindeki balıkçı kayıkları, evler ve sahil hoş bir manzara yaratıyor. Şehrin içinde bir yeşil vaha gibi...

Koyun dibinde kavança atıp rotayı Deniz Harp Okulu’nun bulunduğu Tuz burnuna doğru çevirdik. Burnun açığından geçip Hayırsız Adaya yaklaştığımızda arkamıza baktık ve Pendik üzerindeki kara bulutları gördük. Pek meymenetsiz görünen bu bulutlar ciddiye alınmayacak türden değildi. Hemen yağmurluklarımızı giyip yelkenleri küçülttük. Marinaya geri dönmeye karar verdik. Biraz sonra yağmur geldi. Neyse ki rüzgar fazla sertleşmedi. Orsa seyirde marinaya döndük. Günün geri kalan kısmı marinada şamatayla geçti.

14 Eylül 2009 Pazartesi

KALPAZANKAYA’DA BEKLEMEDİĞİMİZ BİR OLAY

06.09.2009

Duygu’yla Pazar sabahı 12-15 knot esen havada marinadan çıkıp yelkenleri bastık ve Burgazada’ya yöneldik. İki saat sonra Kalpazankaya’nın önündeki tonoza bağlandık. Deniz tertemizdi. Yemekten önce bir dalıp çıktık. Kurulanıp botla lokantaya gittik. Henüz erken olduğundan manzaralı bir masa bulabildik. Fener balığı ve levrekten oluşan lezzetli yemeğimizi yedikten sonra tekneye döndük. Dönüşe geçmeden önce mümkün olduğunca denizin keyfini çıkarmak için bol bol yüzdük, atladık ve çıktık. Ben teknenin pervanesinin etrafına yapışmış olan birkaç midye kümesini çıkarmak için dalıp çıkarak epey uğraştım.

Bu sırada daha önceden hiç başımıza gelmemiş olan ve beklemediğimiz bir olay oldu. Lokantanın botunu kullanan çocuk başkasının tonoza bağlanmak için beklediğini söyledi ve bizim ne zaman gideceğimizi sordu. Biz birkaç saat daha bağlı kalacağımızı belirttikse de çocuk sık sık gelip bizi rahatsız etmeye başladı. Ardından teknemizin yanına ‘Piti Pati’ adlı bir yat yanaştı ve kaptanı tonoza kendisinin bağlanacağını, bizim gitmemiz gerektiğini söyledi. Tabii bu arada keyfimiz iyice kaçmıştı. Hayatımızda ilk defa denizde bu şekilde rahatsız ediliyorduk. Bu kişi teknede sadece iki kız olmasından cesaret alıp bize baskı yapıyordu. Bu taciz yarım saat kadar devam ettikten sonra ben çileden çıkıp avaz avaz bağırmaya başlayınca arkamızdaki tonoza bağlı olan teknedekiler durumu anlayıp adamı defettiler. Bu olay epey keyfimizi kaçırdıysa da bir saat daha tonozda kaldık. Ardından yelken basıp Kalpazankaya’dan ayrıldık.

Ertesi gün Kalpazankaya’daki lokantayı arayıp durumu anlattığımda bize servis yapan kişi olanlara çok üzüldü. O yat kaptanını tanımadığını ancak böyle durumlarda lokantadan yardım isteyebileceğimizi belirtti. Bir daha böyle bir durumla hiçbir yerde karşılaşmayacağımızı umuyorum. Ama öte yandan özellikle demirdeyken veya tenha bir iskeleye bağlıyken deniz magandalarına karşı dikkatli olmak gerektiğini anladım.

8 Eylül 2009 Salı

TUZLA - BAYRAMOĞLU

29.08.2009
Cumartesi öğleden sonra Gürkut ve ben freşka esen Poyrazı kaçırmamak için Symphony ile denize çıktık. Yelkenleri bastıktan sonra farklı bir rota izlemeye karar verip apaz seyirde Tuzla’ya yöneldik. Deniz Harp Okulu’nun bulunduğu Tuz burnunu, Hayırsız Adayı ve Koçun Adasını iskelede bırakarak Tuzla koyuna girdik. Dalgasız koyda 15-20 knot esen rüzgarda yelken yapmak büyük bir keyif. Pendik marinadan çıkışımızdan itibaren iki saat içinde Bayramoğlu önlerine geldik. Burada tramola atıp geri döndük. Tekne batıya giderken güneşin batışını seyrettik. İki ada ile Tuz burnu arasıdan geçerken Gürkut’un IPhone’una yüklediği Navionics haritalarından ve GPS uygulamasından yararlanarak buradaki kayalıklardan uzak durduk. Bir saat sonra marinaya girdiğimizde karanlık olmuştu. Tuzla – Bayramoğlu rotasının yelken için çok uygun olduğu kararına vardık.