23 Mayıs 2017 Salı

İSTANBUL'DAN GÖKÇEADA'YA MACERALI BİR SEYİR

11-18 Eylül 2016

Gökçeada uzun zaman önce belirlediğimiz bir hedefti. Birkaç yıldır seyahatlere Ege’ye çıkma hedefiyle başlıyoruz. Hava şartlarına ve teknenin durumuna göre rotamız değişiyor. 2015’te Marmara Adası’ndan Tekirdağ’a geçip geri döndük. 2016’nın Temmuz ayında ise Çanakkale Boğazı’nın çoğunu geçip Çanakkale’deki marinada kaldık ve geri döndük çünkü Kuzeyden esen rüzgar çok sertti. Hatta Şarköy’den İstanbul’a doğru yola çıktıktan sonra Silivri açıklarında fırtınaya yakalandık. Çareyi Güzelce marinaya sığınmakta bulduk. Ama bu seyahatler bizi cesaretlendirdi. Eylül ayındaki seyir sırasında hava şartları uygun olunca Ege’ye çıktık ve Gökçeada’ya gittik. Ada o kadar hoşumuza gitti ki geri dönüşümüzü riske atmak pahasına bir gün fazla kaldık.


İstanbul – Şarköy 11.09.2016 (mesafe 72nm rüzgar Poyraz 25-30kt)
Tatilin başladığı 10 Eylül Cuma akşamı Bertan ve ben teknemizi bir ay önce bağladığımız Yakuplu’daki West İstanbul Marina’ya geldik. Yiyecekleri ve bisikletleri tekneye yerleştirdik. Hava birkaç gündür sert estiği için herşeyi sıkıca bağladık. Ertesi sabah yolculuk için bütün hazırlıkları tamamlayıp marinadan çıkmamız saat sekiz buçuğu buldu. Sabah hava hafif esiyor olsa da ilerleyen saatlerde sertleşeceği belliydi. Tatilin başladığı Cuma akşamına kadar iş koşuşturması yüzünden tekne hazırlıklarıyla hiç ilgilenemediğimiz için sabah erken saatte çıkmamız mümkün olmamıştı. Halbuki 3-4 saat erken yola çıkabilseydik sonradan başımıza geleceklerden biraz daha az etkilenirdik. 

Gün ilerledikçe dalgalar irileşti. Rüzgar sert esmeye devam ediyordu. Geniş apaz seyirde hızla yol alıyorduk. Son derece keyifliydi. Kumbağ’ı bordaladıktan sonra hava kararmaya başladı. Dalga boyu tahminen 2,5-3m cıvarındaydı.  Teknenin 11.8 knot hız yaptığına şahit olduk. O günden önce hız göstergesinde en an fazla 8-8.5 knot görmüştük. Karanlıkta, denizin sert şartlarında teknenin kontrolünü kaybedebileceğimiz hissine kapıldık. Ama sakin kalarak yola devam ettik. Kıyıya yanaşıp daha sakin sularda motor ve yelkenle seyir yapmaya karar verdik. Teknenin sallanması azaldı; Rahatladık. Yaklaşık bir saat sonra, gece 11’de Şarköy barınağına bağlandık. İstanbul’dan Şarköy’e gidişimiz ne Bertan’ın ne de benim unutamayacağım bir seyir oldu.


Şarköy – Çanakkale 13.09.2016 (40nm, Poyraz 20-25kt)

Şarköy’de hem dinlenmek hem de havanın sakinleşmesini beklemek için bir gün kaldık. Ertesi sabah yola çıktığımızda hava esiyordu ve ama dalga yüksekliği azalmıştı. Birkaç saat sonra Çanakkale Boğazı’na girince şartlar düzeldi ve rahat bir seyirle Çanakkale marinaya vardık. 

Çanakkale – Gökçeada 14.09.2016 (20nm, Poyraz 8-10kt)
Çanakkale’den ertesi sabah ayrıldığımızda hava sakinleşmişti. Boğazdan çıktığımızda palamut sürüsü gördük. Balıklar suyun üzerinde atlıyordu. Olta attık ama pek bir şey gelmedi. Yola motorla devam ettik. Öğle saatlerinde Gökçeada’nın kuzeydoğudaki korunaklı limanına girdik. Çok tenhaydı. Sahil Güvenlik gemisinin arkasındaki iç limana girip bağlandık. Bizden önce gelmiş olan bir tekne daha vardı. Bize yardımcı oldular. Bisikletlerimizi çıkarıp akşam yemeği için adayı keşfe çıktık. Limandan 7-8km uzaklıkta olan merkeze gittik. Yolda karşılaştığımız sörfçülerin tavsiye ettiği Merkez Lokantasında güzel bir yemek yedik. 



Gökçeada oldukça büyük ve her köşesinde farklı manzaralarla karşılaşılan bir ada. İkinci günümüzde çıktığımız bisiklet turunda yaklaşık 75km yaptık ve gün boyunca hem ormandan hem kıraç yollardan hem de volkanik arazilerden ve yüksek dağlardan geçtik. İlk geçtiğimiz merkezdeki köy kalabalık ve hareketliydi. Güneydeki uçurtma sörfü yapılan sahillere yöneldik. Tepeyi tırmandıktan sonra inerken karşımıza çıkan manzara çok etkileyiciydi. Bir yanda tuz gölü, bir yanda sörflerin uçuştuğu geniş ama sığ koy, diğer yanda masmavi Ege Denizi. Eşelek köyündeki Kefalos Otel’de mola verdik. Bize kahve ve su ikram ettiler. Çok hoş, ortasında avlu bulunan taş bir binaydı. Sahipleriyle sohbet ettik. 

Dinlendikten sonra adanın güneyindeki sahile paralel yoldan bisikletle devam ettik. Çevremiz neredeyse çölde geçen kovboy filmlerini andırıyordu. Kaktüsler, kuru otlar, kızılımsı toprak… ve diğer yanda masmavi deniz. Birkaç saat bu şekilde devam ettikten sonra yol adanın içine doğru kırıldı. Zeytinliklerden geçtik. Tepelerin arasında bir çam ormanının içinden geçtik. Bir süre tırmandıktan sonra terkedilmiş bir Rum köyüne geldik. Zamanında iki bin hanenin bulunduğu bu köyde kilise ve zeytinyağı imalathanesi vardı. Bisikletle köyü gezdikten sonra biraz ilerideki bir kır lokantasında yemek molası verdik. Ardından kalan son enerjimizle Tepeköy’e çıktık. Burası Rumların yaşadığı bir yerleşim merkeziydi. Tepenin yamacında bağ manzaralı bir tavernada kahve içtikten sonra dönüşe geçtik. Akşamüstü limandaki teknemize vardık. Gökçeada çok çeşitli insanları ve manzaralarıyla bizi büyüledi. Bir buçuk günden fazla kalmayı isterdik.



































Gökçeada – Çanakkale 16.09.2016 (20nm, Poyraz 10-15 kt)
Tekneyle dönüşe geçtiğimizde kuzeyli hava hafiflemişti ama biraz dalga vardı. Gökçeada limanından çıktıktan iki saat sonra Çanakkale Boğazına girdik. Akıntıya karşı bütün gücümüzle mücadele edip öğleden sonra Çanakkale marinaya girdik.

Çanakkale – Şarköy 17.09.2016 (40nm, rüzgar sakin)
Çanakkale marinadan sabah beşte çıkıp sakin havada akıntıyı aşarak rahat motor – yelken seyriyle akşamüstü Şarköy’e vardık.

Şarköy – İstanbul 18.09.2016 (72nm, rüzgar sakin)
Şarköy’den sabah dörtte yola çıkıp motorla Marmara Denizini boydan boya geçtik. Akşam 9’da West İstanbul Marina’ya girdik. 






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder