Ağustos ayının sonlarına doğru beklediğimiz gibi fırtınalar başladı. 30 Ağustos sabahı hava 6 kuvvet eserken öğleden sonra 7 kuvvete çıkarak fırtınamsı rüzgar halini aldı. Dolunay ve Duygu’yla ana yelkeni çift camadanlı bastık. Genoayı küçültmeden Pendik’ten çıkıp Kınalıada’nın batısından döndükten sonra Adalar’ın güneyinde mola verecek uygun demir yeri aramaya başladık. Büyükada’nın güneybatısındaki Dil Burnu’nun güneyinde yer alan Yörükali koyuna demirlemeye karar verdik.
2 Eylül 2010 Perşembe
24 Ağustos 2010 Salı
SONBAHARIN İLK FIRTINASINDA YELKEN SEYRİ
21.08.2010
Uzun süren Ağustos sıcaklarından sonra nihayet mevsim dönümü fırtınaları başladı. Fırtına takviminde ‘leyleklerin dönüşü’ olarak adlandırılan iki günlük fırtına hafta sonuna denk geldi. Yıldız’dan yedi kuvvet esen rüzgarla berrak, güneşli ve önceki günlere göre nispeten serinlemiş olan hava sonbaharın ilk gününü hissettirdi bize.
Sert havayı sevdiğimiz için heyecanla denize çıktık. Ana yelkene iki camadan vurduk. Genoayı sararak iyice küçülttük. Buna rağmen Dolunay ana yelkeni sık sık boşlamak zorunda kaldı çünkü 30 knot’u aşan sağanaklar tekneyi bayıltıyordu. Hızımız 7-8 knot’u buluyordu. Fırtınaya rağmen rahat ve keyifli bir seyirle Kınalıada’nın kuzeyinden geçip Sivriada’ya doğru inmeye başladık. Dalgaların üzerinde sörf yaparak ilerliyorduk. Bir süre sonra kavança atıp orsa seyre geçtik ve rotayı Kalpazankaya’ya çevirdik.
Kalpazankaya’da öğle yemeği yedikten sonra yelken basıp tonozdan ayrıldık. Halen altı-yedi kuvvet esen havada Kınalıada’nın batısından dolaşıp Heybeliada’ya uğradıktan sonra gün batarken Pendik Marintürk’e döndük. Akşamüstü fırtınanın hızı kesildi ve rüzgar Poyraz’dan dört kuvvete düştü. Dönüş seyrinde kızıl renkteki güneşin bulutların altından batması muhteşem bir manzara oluşturdu.
Uzun süren Ağustos sıcaklarından sonra nihayet mevsim dönümü fırtınaları başladı. Fırtına takviminde ‘leyleklerin dönüşü’ olarak adlandırılan iki günlük fırtına hafta sonuna denk geldi. Yıldız’dan yedi kuvvet esen rüzgarla berrak, güneşli ve önceki günlere göre nispeten serinlemiş olan hava sonbaharın ilk gününü hissettirdi bize.
Sert havayı sevdiğimiz için heyecanla denize çıktık. Ana yelkene iki camadan vurduk. Genoayı sararak iyice küçülttük. Buna rağmen Dolunay ana yelkeni sık sık boşlamak zorunda kaldı çünkü 30 knot’u aşan sağanaklar tekneyi bayıltıyordu. Hızımız 7-8 knot’u buluyordu. Fırtınaya rağmen rahat ve keyifli bir seyirle Kınalıada’nın kuzeyinden geçip Sivriada’ya doğru inmeye başladık. Dalgaların üzerinde sörf yaparak ilerliyorduk. Bir süre sonra kavança atıp orsa seyre geçtik ve rotayı Kalpazankaya’ya çevirdik.
Kalpazankaya’da öğle yemeği yedikten sonra yelken basıp tonozdan ayrıldık. Halen altı-yedi kuvvet esen havada Kınalıada’nın batısından dolaşıp Heybeliada’ya uğradıktan sonra gün batarken Pendik Marintürk’e döndük. Akşamüstü fırtınanın hızı kesildi ve rüzgar Poyraz’dan dört kuvvete düştü. Dönüş seyrinde kızıl renkteki güneşin bulutların altından batması muhteşem bir manzara oluşturdu.
17 Ağustos 2010 Salı
KINALIADA ÇEVRESİNDE YELKEN
14.08.2010
Sabah Dolunay ve Nilüfer’le Pendik Marintürk’ten çıktığımızda Poyraz esiyordu ancak henüz etkisi açıklara ulaşmamıştı. Mendireğin önünde yelken basarken rüzgar kararsızdı. Yarım saat içinde Poyraz oturdu ve üç-dört kuvvet esmeye başladı. Keyifli ve hızlı apaz seyirle Kınalıada’nın kuzeyinden geçip tramola ile güneye indik. Adanın arkasında yelkenleri indirip rüzgara borda verdik. Sandviçlerimizi yedik ve denize girdik. Tepemizde dönerek göç eden leylekleri izledik. Birkaç saat sonra tekrar yelkenleri basıp beş kuvvete varan Poyraz’la orsa seyirde Kınalıada’nın kuzeyinden geçip Pendik’e geri döndük.
10 Ağustos 2010 Salı
KALPAZANKAYA’DA ÇÖPLER VE YANGIN TEHLİKESİ
08.08.2010
Cumartesi akşamı Kınalıada'da yemek yedikten sonra gece saat onbirde avara ettik. Yarım saatlik motor seyrinden sonra Burgazada’nın güneyindeki Kalpazankaya’da tonoza bağlandık. Geceyi burada geçirdik. Hava aydınlanınca ilk dikkatimizi çeken kıyıdaki çöp yığınları oldu. Piknikçiler naylon torbalara doldurdukları çöpleri ağaçların altında bırakmışlar. Piknikçilerin ormanı çöplük haline getirmesi bizi çok üzdü.
Cumartesi akşamı Kınalıada'da yemek yedikten sonra gece saat onbirde avara ettik. Yarım saatlik motor seyrinden sonra Burgazada’nın güneyindeki Kalpazankaya’da tonoza bağlandık. Geceyi burada geçirdik. Hava aydınlanınca ilk dikkatimizi çeken kıyıdaki çöp yığınları oldu. Piknikçiler naylon torbalara doldurdukları çöpleri ağaçların altında bırakmışlar. Piknikçilerin ormanı çöplük haline getirmesi bizi çok üzdü.
KINALIADA - MİMOZA RESTAURANT
07.08.2010
Cumartesi akşamüstü Dolunay ve ben, üç kuvvet esmeye başlayan Poyraz’la birlikte Pendik Marintürk'ten çıktık. İki saatlik yelken seyrinden sonra Kınalıada’nın kuzeydoğu kıyısına geldik. Mimoza Restaurant’ı arayıp tekneyi nereye bağlayabileceğimizi sorduk. Onların yardımıyla Kınalıada Balıkçı Kooperatifi’nin iskelesine bağlı bir tekneye aborda olduk. Balıkçılar Symphony’nin kaptanının bayan olmasına çok şaşırdılar. Bize ‘teknede kaptan yok mu?’ diye sordular.
Cumartesi akşamüstü Dolunay ve ben, üç kuvvet esmeye başlayan Poyraz’la birlikte Pendik Marintürk'ten çıktık. İki saatlik yelken seyrinden sonra Kınalıada’nın kuzeydoğu kıyısına geldik. Mimoza Restaurant’ı arayıp tekneyi nereye bağlayabileceğimizi sorduk. Onların yardımıyla Kınalıada Balıkçı Kooperatifi’nin iskelesine bağlı bir tekneye aborda olduk. Balıkçılar Symphony’nin kaptanının bayan olmasına çok şaşırdılar. Bize ‘teknede kaptan yok mu?’ diye sordular.
5 Ağustos 2010 Perşembe
2 Ağustos 2010 Pazartesi
KALPAZANKAYA
31.07.2010
Cumartesi sabahı Dolunay’la saat onbirde marinadan çıktığımızda Pendik’te rüzgar Lodos’tan 10-15 knot esiyordu. Genelde sabahları Boğaz'da Poyraz eserken Marmara’nın Anadolu kıyısında rüzgar Lodos – Günbatısı esip öğleden sonra Poyraz’a çeviriyor. Yelkenleri basıp tatlı bir orsa seyirle Burgazada’ya kadar geldik. Kalpazankaya’ya gelmek üzereyken rüzgar kesildi ve deniz ayna gibi oldu. Tonoza bağlanır bağlanmaz denize atladık. Akıntı yüzünden deniz serindi. Bizi rahatlattı.
Duygu, Burgazada’ya vapurla gelip bize Kalpazankaya’da katıldı. Güzel bir öğle yemeği yedik. Sıcaktan dolayı lokanta tenhaydı. Akşam için ise bütün masalar ayrılmıştı. Hava serinleyince müşteriler geliyorlar herhalde. Biz yemekten sonra tekrar denize atlayıp serinledik. Bu sırada 25-30m’lik dev bir yelkenli yakınımızdan geçti. Symphony bu teknenin yanında küçücük kaldı.
Akşam sekizde 15-17 knot esen Poyraz’la marinaya döndük. Tekne sağanaklarda çok güzel hızlanıyor ve yelken seyri çok keyifli oluyor. Gece onda marinaya girerken rüzgar kaldı. Deniz tekrar ayna gibi oldu.
Cumartesi sabahı Dolunay’la saat onbirde marinadan çıktığımızda Pendik’te rüzgar Lodos’tan 10-15 knot esiyordu. Genelde sabahları Boğaz'da Poyraz eserken Marmara’nın Anadolu kıyısında rüzgar Lodos – Günbatısı esip öğleden sonra Poyraz’a çeviriyor. Yelkenleri basıp tatlı bir orsa seyirle Burgazada’ya kadar geldik. Kalpazankaya’ya gelmek üzereyken rüzgar kesildi ve deniz ayna gibi oldu. Tonoza bağlanır bağlanmaz denize atladık. Akıntı yüzünden deniz serindi. Bizi rahatlattı.
Duygu, Burgazada’ya vapurla gelip bize Kalpazankaya’da katıldı. Güzel bir öğle yemeği yedik. Sıcaktan dolayı lokanta tenhaydı. Akşam için ise bütün masalar ayrılmıştı. Hava serinleyince müşteriler geliyorlar herhalde. Biz yemekten sonra tekrar denize atlayıp serinledik. Bu sırada 25-30m’lik dev bir yelkenli yakınımızdan geçti. Symphony bu teknenin yanında küçücük kaldı.
Akşam sekizde 15-17 knot esen Poyraz’la marinaya döndük. Tekne sağanaklarda çok güzel hızlanıyor ve yelken seyri çok keyifli oluyor. Gece onda marinaya girerken rüzgar kaldı. Deniz tekrar ayna gibi oldu.
30 Temmuz 2010 Cuma
İSTANBUL MERCAN YUVASI’NDAKİ ANGEL MERCAN RESTAURANT
29.07.2010
Tuzla İstanbul Mercan’da antik dalgakıranın arkasındaki koyda bulunan Angel Mercan’a akşam yemeği için gittik. Yazın deniz kenarındaki masalarda oturmak çok keyifli. Günbatımında manzara harika oluyor. Yemekler çok güzel. Tekneyle gelindiğinde dalgakıranın önündeki tonozlara bağlanıp veya demir atıp karaya çıkılabilir. Lokantaya telefon edildiğinde kayıkla almaya geliyorlarmış.
(Tel: 0216 395 5895)
21 Temmuz 2010 Çarşamba
SOLO YELKEN – III –
17.07.2010
Bu seneki üçüncü yalnız yelkene çıkışım hem rahat hem de keyifli oldu. Pendik Marintürk’ten çıkıp Ahırkapı sığlık çakarının arkasında tramola atıp geri döndüm. Yaklaşık altı saatlik seyirden sonra epey yorulmuştum ama çok keyif aldım.
Öğlen marinaya geldiğimde hava Poyraz’a dönmüş 3-4 kuvvet esiyordu. Harika yelken havası vardı. Hemen tekneyi hazırlayıp marinadan çıktım. Mendirekten uzaklaşıp rahatça yelken basabileceğim tenha bir yerde motoru boşa alıp ana yelkeni camadanlı olarak hazırladım. Teknenin burnunu rüzgara döndürüp yelkeni ikinci camadanda bastım. Genoayı açtım ve hızla seyre koyuldum.
Rüzgar istikrarlı 4 kuvvet estiğinden ortalama 5,5-6,5 knot arası hızla yaklaşık iki buçuk saatte Kalamış önlerine geldim. Hem rüzgar hem manzara çok güzeldi. Kalamış’tan dönmek istemedim doğrusu. Boğaz’ın önünden geçip karşı kıyıdaki Ahırkapı çakarına kadar gitmeye karar verdim. Boğaz’dan çıkan gemilere dikkat ederek karşı kıyıya geçtim. Ahırkapı çakarının arkasında sığlaşan suda tramola atıp geri döndüm. Aynı rotayı izleyerek üç saatte marinaya döndüm. Yelkenleri indirip bağlandım. Çok yorulmuştum. Üstelik yol boyunca fındık dışında bir şey yiyemediğimden epey acıkmıştım. Ama çok keyif almıştım bu seyirden. Önceki solo seyirlerime göre menzili epey genişletmiştim. Bakalım gelecek sefere rota nereye olacak?
Bu seneki üçüncü yalnız yelkene çıkışım hem rahat hem de keyifli oldu. Pendik Marintürk’ten çıkıp Ahırkapı sığlık çakarının arkasında tramola atıp geri döndüm. Yaklaşık altı saatlik seyirden sonra epey yorulmuştum ama çok keyif aldım.
Öğlen marinaya geldiğimde hava Poyraz’a dönmüş 3-4 kuvvet esiyordu. Harika yelken havası vardı. Hemen tekneyi hazırlayıp marinadan çıktım. Mendirekten uzaklaşıp rahatça yelken basabileceğim tenha bir yerde motoru boşa alıp ana yelkeni camadanlı olarak hazırladım. Teknenin burnunu rüzgara döndürüp yelkeni ikinci camadanda bastım. Genoayı açtım ve hızla seyre koyuldum.
Rüzgar istikrarlı 4 kuvvet estiğinden ortalama 5,5-6,5 knot arası hızla yaklaşık iki buçuk saatte Kalamış önlerine geldim. Hem rüzgar hem manzara çok güzeldi. Kalamış’tan dönmek istemedim doğrusu. Boğaz’ın önünden geçip karşı kıyıdaki Ahırkapı çakarına kadar gitmeye karar verdim. Boğaz’dan çıkan gemilere dikkat ederek karşı kıyıya geçtim. Ahırkapı çakarının arkasında sığlaşan suda tramola atıp geri döndüm. Aynı rotayı izleyerek üç saatte marinaya döndüm. Yelkenleri indirip bağlandım. Çok yorulmuştum. Üstelik yol boyunca fındık dışında bir şey yiyemediğimden epey acıkmıştım. Ama çok keyif almıştım bu seyirden. Önceki solo seyirlerime göre menzili epey genişletmiştim. Bakalım gelecek sefere rota nereye olacak?
8 Temmuz 2010 Perşembe
KOÇUN ADASI VE HAYIRSIZ ADA - TUZLA
4.Temmuz.2010

Dolunay'la Pazar sabahı 7-8 knot Lodos havada Tuzla - Bayramoğlu yönünde yelkenle seyre çıktık. Öğle saatlerinde İstanbul Mercan Yuvası koyunu ziyaret edip Deniz Harp Okulu'nun bulunduğu Tuz burnunu döndük. Burnun önündeki kayalıkların açığından devam edip biraz ilerisindeki Hayırsız Adaya geldik. Adanın güneybatı tarafında parantez şeklinde bir koy var. Burada denize girmeye gelmiş çok sayıda kayık vardı.
Biz yelkenle 3-4knot hızla yolumuza devam ettik. Koçun Adası Hayırsız Adanın çok yakınında. Bu adanın da güneydoğu tarafında bir koy var. Kuzeybatısında ise Koç'un yaptırdığı mendirek ve liman var. Adada ağaçların ortasında büyük bir ev var. Bu evde yaşayan var mı, bilemiyorum, ama görüntüsü çok hoş.
Poyraz beklentisiyle bu cıvarda birkaç saat turladıktan sonra rüzgar bizi hayalkırıklığına uğratmadı. Öğleden sonra üçbuçukta çıkan beş kuvvet Poyraz'la uçar gibi hızla Adalar'a gittik. Akşamüstü Heybeliada'da denize girdikten sonra marinaya döndük.
Dolunay'la Pazar sabahı 7-8 knot Lodos havada Tuzla - Bayramoğlu yönünde yelkenle seyre çıktık. Öğle saatlerinde İstanbul Mercan Yuvası koyunu ziyaret edip Deniz Harp Okulu'nun bulunduğu Tuz burnunu döndük. Burnun önündeki kayalıkların açığından devam edip biraz ilerisindeki Hayırsız Adaya geldik. Adanın güneybatı tarafında parantez şeklinde bir koy var. Burada denize girmeye gelmiş çok sayıda kayık vardı.
Biz yelkenle 3-4knot hızla yolumuza devam ettik. Koçun Adası Hayırsız Adanın çok yakınında. Bu adanın da güneydoğu tarafında bir koy var. Kuzeybatısında ise Koç'un yaptırdığı mendirek ve liman var. Adada ağaçların ortasında büyük bir ev var. Bu evde yaşayan var mı, bilemiyorum, ama görüntüsü çok hoş.
Poyraz beklentisiyle bu cıvarda birkaç saat turladıktan sonra rüzgar bizi hayalkırıklığına uğratmadı. Öğleden sonra üçbuçukta çıkan beş kuvvet Poyraz'la uçar gibi hızla Adalar'a gittik. Akşamüstü Heybeliada'da denize girdikten sonra marinaya döndük.
24 Haziran 2010 Perşembe
MARMARİS VE YUNAN ADALARI (SİMİ, TİLOS, HALKİ VE RODOS)
05-11.06.2010
Marmaris’teki Albatros Marina’da bulunan Offshore Sailing’den kiraladığımız yelkenliyle bir hafta boyunca Yunan adalarını gezdik. Ekibimiz Duygu, Dolunay ve Gülören’den oluşuyordu. Kaptan bendim. Teknemiz Hadar (1992 yapımı Beneteau Oceanis 400) hızlı ve denizciydi. Ziyaret ettiğimiz Yunan adalarını hem bakımlı ve medeni hem de tabii ve ücra olmalarından dolayı sevdik. Adalara has deniz ürünleri ve içkiler ise ayrıca hoşumuza gitti.
05.06.2010 Cumartesi, Marmaris Albatros Marina – Korsan Koyu (yaklaşık 24dm)
Hava parçalı bulutlu, rüzgar hafif (5-6 knot),dalga yok, motor seyri
07:40 uçağıyla İstanbul’dan Dalaman’a varış.
18:45 Yaklaşık üç buçuk saatlik motor seyrinden sonra Sadun Boro’nun ‘Vira Demir’ adlı kitabı sayesinde bulduğumuz Korsan Koyu’na giriş.
Korsan Koyu, tam girişindeki ada nedeniyle dışarıdan zor görünen, küçük, ancak tek teknenin sığabileceği, dibi kum ve suyu berrak, neredeyse özel bir havuz. Baştan demir atıp kıçtan hem gerideki hem de bordaya dik şekilde yandaki kayalara koltuk halatı bağladık. Bundan anlaşıldığı üzere teknenin kıçını merkezde düşünürseniz koyun yarıçapı yaklaşık 25m. Koyu çevreleyen dik ve kayalık yamaçlarda yabani keçiler ve eşekler otluyor. Akşam rüzgar esmeye ve yamaçlardan cıvarnalar indirmeye başladı. Tekne iyice bağlı olduğu için bizi etkilemedi. Salata ve ton balıklı makarnadan oluşan akşam yemeğimizi yedik ve ıssız koyun tadını çıkardık.
06.06.2010 Pazar, Korsan Koyu – Simi limanı (yaklaşık 14,5dm)
Hava açık, rüzgar BGB 4-5 Beaufort, dalga 0.5-1m, yelken seyri
11:30 Korsan Koyu’ndan çıkış.
Sabah motorun yağ sızdırmış olduğunu fark ettik. Ayrıca gece boyunca çalışan alternatörün fan sesi bizi rahatsız etti. Offshore’dan İhsan Bey’i aradık. Fanı durdurmak için genel akü şalterini kapayıp açmamızı tavsiye etti. Bu şekilde fanı durdurup sesini kestik. İhsan Bey motorun keçesinden biraz yağ sızdırdığını söyledi. Bunun üzerine yolculuk boyunca her sabah yağ seviyesini kontrol edip azaldığına kanaat getirdiğimizde ekleme yaptık.
Öğleden sonra beş kuvvet esen rüzgarla Simi’ye kadar çok keyifli yelken seyri yaptık. Yelkenlere camadan vurduk. Orsa seyirde arada dalgaların serpintisiyle ıslanarak Simi limanına kadar geldik. Simi, büyükçe ve neredeyse tamamen çıplak, ağaçsız bir ada. Limandaki küçük şehir ise renkli ve bakımlı evlerden oluşan, biraz İtalyan köylerini andıran şirin bir yer. İlk görüşte şehrin renkleri adanın çıplaklığını kapatıp insanın içini ısındırıyor.
15:30 Simi limanına giriş.
Simi limanında baştan demir atıp kıçtan kara yanaştık. Offshore Sailing’in tavsiyesiyle önceden aradığımız Kalodoukas Yachting’den Louis bize hem bağlanma hem de pasaport işlemlerinde yardımcı oldu. U şeklindeki limanda tekneler yan yana demir attıkları için zincirlerin birbirine karışma ihtimali yüksek. Bizim başımıza gelmedi ama komşumuz demirini alırken epey uğraştı.
Sabah Simi limanındaki fırından kahvaltımızı alıp yakındaki bir kahvede oturduk. Çarşıda alışveriş yapıp hazırlıklarımızı tamamladık. Demir alıp limandan çıktık. Yelken bastık. Ancak limanın dışına çıktığımızda yelkenlere camadan vurmak gerektiğini anlayıp geri döndük. Koyun nispeten sakin bir yerinde yelkenleri küçültüp tekrar çıktık. Limanın doğusundaki St Marina koyuna girdik.
Simi’nin çıplak yamaçları ile çevrili St Marina koyunun girişindeki adanın üzerinde küçük mavi -beyaz bir kilise var. Koyun dibi kum olduğu için suyun rengi yemyeşil. Kıyıda bir plaj var. Koy çok güzeldi ama yamaçlardan inen cıvarnalar demirdeki tekneyi sürekli çevirdiği için huzursuz oldum. Denize girip yüzdükten sonra demir alıp motorla St George koyuna gittik.
13:15 St George koyuna demir atış.
Simi’nin doğusundaki St George koyu dimdik ve yüksek kayalık yamaçların denize indiği etkileyici bir yer. Kıyıya yakın bir yerde demirledikten sonra öğle yemeğini hazırladık. Yemekten sonra fazla oyalanmadan demir alıp 14:30’da koydan çıktık. Yelken basıp Simi’nin güneybatısındaki Panormitis koyuna doğru yola koyulduk. Apaz seyirde Simi’nin doğu kıyısını takip ederek güneye indik. Simi’nin güneyinde dar bir boğazla ayrılmış olan Trompeta adası var. Rüzgar bu boğazda sıkışarak kanal etkisi yaptığından sık tramolalarla buradan geçmek yerine Trompeta’nın güneyinden dönüp Panormitis koyuna girdik.
18:00 Panormitis koyuna demir atış.
Panormitis koyunun güneybatıya bakan dar girişinin iki yanı ince uzun doğal kayalık burundan oluşuyor. Koya biraz dalga girse de içerisi geniş bir göl gibi korunaklı. Dibi ise kum ve yosun. Ormanlık kıyıda büyük bir manastır var. Görünürde pek canlı bir yerleşim olmadığından kıyıya çıkmadık. Koyda demirli 15-20 teknenin arasına demir attık. Hava sert olduğu için uzun kaloma bıraktık. Birkaç tekne demir taradıktan sonra yer değiştirip tekrar çapa attılar. Sağanaklar 6 kuvveti bulduğu için endişeliydim. Sabaha kadar pek uyumadan sık sık güverteye çıkıp durumu kontrol ettim. Neyse ki demirimiz sağlam tuttu.
Tilos’ta aynı zamanda feribot iskelesi olan küçük 20-25 teknelik bir mendireğin içinde tonoz alıp kıçtan kara bağlandık. Tilos, Simi gibi çorak, ağaçsız, uzaktan neredeyse çıplak bir kayaya benzeyen bir ada. Tilos’un köyü ise Simi’deki yerleşimden çok daha küçük. Uzun çakıllı bir sahil boyunca dizili tek katlı bakımlı evler ve lokantalardan oluşuyor. Sakin bir sahil kasabası.
Kaldığımız bütün adalarda olduğu gibi Tilos’ta da tekneye elektrik ve su alabildik. Adalarda hem teknelere verilen hizmet hem de lokantalardaki yemeklerin kalitesi ve fiyatları çok iyi. Yediğimiz bütün yemekler lezzetli ve fiyatları makuldü. Tilos’ta akşam yemeği için gittiğimiz sahildeki Armeron Rastaurant’tan memnun kalıp ertesi sabah denize girmek ve sonrasında öğlen bir şeyler atıştırmak için tekrar gittik.
09.06.2010 Çarşamba Tilos –Halki (yaklaşık 23dm)
Hava açık, rüzgar BGB 3-4 Beaufort, dalga 0,5-1m, yelken ve motor seyri
14:00 Tilos limanından çıkış
Hava evvelki günlere göre biraz hafiflediği için motorla Halki limanından çıkıp açık denizde rüzgarı yakalamamız bir saati buldu. Halki adasına doğru güneydoğu yönünde yelken bastık. İki buçuk saat yelkenle apaz seyirde yol aldıktan sonra Halki’nin güneybatı ucunu döndük. Rod Heikell’in kitabında yaptığı Halki’nin kuzeydoğusundaki kayalıklar hakkındaki uyarıyı dikkate alarak adanın güneyinden geçip güneydoğusundan limana girmeye karar vermiştik. Halki’nin güneyinde hafifleyen rüzgarda yaptığımız pupa seyirde yelkene motorla destek olduk.
18:30 Halki limanına giriş
10.06.2010 Perşembe Halki – Rodos Mandraki limanı (yaklaşık 34dm)
Hava açık, rüzgar BGB 3 Beaufort, dalga 0,5m, yelken ve motor seyri
10:00 Halki limanından çıkış.
Halki adası Rodos’a yakın olmasına rağmen Mandraki limanına varmak için adanın Batı kıyısından en kuzey noktasına kadar çıkmamız gerekiyordu. Yol uzun olduğu için sabah toparlanıp limandan ayrıldık. Malesef rüzgar yetersiz olduğu için yolun büyük kısmında motorla ilerledik. Sadece sabah Halki’den çıktıktan sonra iki saat ve öğleden sonra kuvvetlenen rüzgarla limana girmeden önce bir saat yelken seyri yapabildik.
16:30 Rodos Mandraki marina giriş.
Rodos’un kuzeyinde bulunan Mandraki marina hem kalabalık hem de pek iyi yönetilmeyen bir liman. Dikdörtgen bir alanda bütün tekneler ortaya demir atıp kıçtan kara yanaştığı için çapa zincirleri sık sık birbirine karışıyor. Ayrıca bağlanacak yer bulmak zor oluyor. Biz sabah Offshore Sailing’den ismini aldığımız ortak çalıştıkları acenta Kronos Yachting’i arayıp yer ayırtmıştık. Elemanları bizi karşıladı ve yer gösterdi. Ancak yanaştıktan hemen sonra yerimizi değiştireceklerini söylediler. Bu yüzden bağlanmamız epey uzun sürdü ve bizi yordu. Kronos elemanları pasaportlarımızı alıp çıkış işlemlerimizi yaptı.
Mandraki limanına neredeyse bitişik olan Rodos kalesi ve içindeki ‘eski şehir’ İstanbul’daki Kapalıçarşı gibi turistik dükkanlarla ve lokantalarla dolu olmasına rağmen keyifli ve etkileyici. Ortaçağdan kalma dar kale sokaklarında dolaşıp neredeyse her köşesinin resmini çektik. Kuyumcu Lalaounis’e uğrayıp alışveriş ettik. Kale içindeki Alexis Four Seasons Restaurant’ta deniz ürünlerinden oluşan lezzetli ve keyifli bir yemek yedik.
11.06.2010 Cuma Rodos Mandraki limanı – Marmaris Albatros Marina (yaklaşık 25dm)
Hava sabah açık akşamüstü sağanak yağış, rüzgar KD 2 Beaufort, dalga yok, motor seyri
10:45 Rodos Mandraki marina çıkış.
Rodos’tan ayrılıp Marmaris’e dönerken Kadırga koyunda demir atıp öğle yemeği yedik ve yüzdük. Yerleşim olmadığından tertemiz ve güzel bir olan Kadırga koyundan isteksizce demir alıp Marmaris’e doğru dönüşe geçtik.
13:30 – 15:00 Kadırga koyunda mola.
Marmaris’teki Albatros Marina’da bulunan Offshore Sailing’den kiraladığımız yelkenliyle bir hafta boyunca Yunan adalarını gezdik. Ekibimiz Duygu, Dolunay ve Gülören’den oluşuyordu. Kaptan bendim. Teknemiz Hadar (1992 yapımı Beneteau Oceanis 400) hızlı ve denizciydi. Ziyaret ettiğimiz Yunan adalarını hem bakımlı ve medeni hem de tabii ve ücra olmalarından dolayı sevdik. Adalara has deniz ürünleri ve içkiler ise ayrıca hoşumuza gitti.
05.06.2010 Cumartesi, Marmaris Albatros Marina – Korsan Koyu (yaklaşık 24dm)
Hava parçalı bulutlu, rüzgar hafif (5-6 knot),dalga yok, motor seyri
07:40 uçağıyla İstanbul’dan Dalaman’a varış.
11:30 Marmaris Albatros Marina’ya varış.
Offshore Sailing yetkilileri pasaportlarımızı çıkış işlemleri için Liman Başkanlığı’na götürürken biz teknemizi teslim aldık. Albatros marinadaki marketten yiyecek, içecek ve malzeme alışverişimizi yaptık.
15:15 Hadar ile Albatros marinadan çıkış.
18:45 Yaklaşık üç buçuk saatlik motor seyrinden sonra Sadun Boro’nun ‘Vira Demir’ adlı kitabı sayesinde bulduğumuz Korsan Koyu’na giriş.
Korsan Koyu, tam girişindeki ada nedeniyle dışarıdan zor görünen, küçük, ancak tek teknenin sığabileceği, dibi kum ve suyu berrak, neredeyse özel bir havuz. Baştan demir atıp kıçtan hem gerideki hem de bordaya dik şekilde yandaki kayalara koltuk halatı bağladık. Bundan anlaşıldığı üzere teknenin kıçını merkezde düşünürseniz koyun yarıçapı yaklaşık 25m. Koyu çevreleyen dik ve kayalık yamaçlarda yabani keçiler ve eşekler otluyor. Akşam rüzgar esmeye ve yamaçlardan cıvarnalar indirmeye başladı. Tekne iyice bağlı olduğu için bizi etkilemedi. Salata ve ton balıklı makarnadan oluşan akşam yemeğimizi yedik ve ıssız koyun tadını çıkardık.
06.06.2010 Pazar, Korsan Koyu – Simi limanı (yaklaşık 14,5dm)
Hava açık, rüzgar BGB 4-5 Beaufort, dalga 0.5-1m, yelken seyri
11:30 Korsan Koyu’ndan çıkış.
Sabah motorun yağ sızdırmış olduğunu fark ettik. Ayrıca gece boyunca çalışan alternatörün fan sesi bizi rahatsız etti. Offshore’dan İhsan Bey’i aradık. Fanı durdurmak için genel akü şalterini kapayıp açmamızı tavsiye etti. Bu şekilde fanı durdurup sesini kestik. İhsan Bey motorun keçesinden biraz yağ sızdırdığını söyledi. Bunun üzerine yolculuk boyunca her sabah yağ seviyesini kontrol edip azaldığına kanaat getirdiğimizde ekleme yaptık.
Öğleden sonra beş kuvvet esen rüzgarla Simi’ye kadar çok keyifli yelken seyri yaptık. Yelkenlere camadan vurduk. Orsa seyirde arada dalgaların serpintisiyle ıslanarak Simi limanına kadar geldik. Simi, büyükçe ve neredeyse tamamen çıplak, ağaçsız bir ada. Limandaki küçük şehir ise renkli ve bakımlı evlerden oluşan, biraz İtalyan köylerini andıran şirin bir yer. İlk görüşte şehrin renkleri adanın çıplaklığını kapatıp insanın içini ısındırıyor.
15:30 Simi limanına giriş.
Bağlandığımızda saat dördü biraz geçmişti ve hepimiz çok açtık. Ama o saatte adada yemek yenecek her yer kapalıydı. Limanın biraz dışındaki Paradise Beach’e gittik. Simi karidesleri, ızgara ahtapot ve kalamar, salata, dolma ile yanında retsinadan (reçine kokulu yerel şarap) oluşan öğle yemeğimizi yedik. Simi karidesleri, küçük olduklarından ayıklanmadan yeniyor. Yemekler son derece lezzetliydi. Simi’deki ilk yemeğimizi, herhalde çok aç ve bitkin olduğumuzdan, bütün tatil boyunca hiç unutamadık. Akşamüstü Simi sokaklarında dolanıp alışveriş yaptık. Akşam yemeğini Mythos Restaurant’ta yedik.
07.06.2010 Pazartesi Simi limanı – Simi Panormitis Koyu (yaklaşık 16dm)
Hava açık, rüzgar BGB 5 Beaufort, dalga 0.5-1m, yelken seyri
11:00 Simi limanından çıkış.
Sabah Simi limanındaki fırından kahvaltımızı alıp yakındaki bir kahvede oturduk. Çarşıda alışveriş yapıp hazırlıklarımızı tamamladık. Demir alıp limandan çıktık. Yelken bastık. Ancak limanın dışına çıktığımızda yelkenlere camadan vurmak gerektiğini anlayıp geri döndük. Koyun nispeten sakin bir yerinde yelkenleri küçültüp tekrar çıktık. Limanın doğusundaki St Marina koyuna girdik.
Simi’nin çıplak yamaçları ile çevrili St Marina koyunun girişindeki adanın üzerinde küçük mavi -beyaz bir kilise var. Koyun dibi kum olduğu için suyun rengi yemyeşil. Kıyıda bir plaj var. Koy çok güzeldi ama yamaçlardan inen cıvarnalar demirdeki tekneyi sürekli çevirdiği için huzursuz oldum. Denize girip yüzdükten sonra demir alıp motorla St George koyuna gittik.
13:15 St George koyuna demir atış.
Simi’nin doğusundaki St George koyu dimdik ve yüksek kayalık yamaçların denize indiği etkileyici bir yer. Kıyıya yakın bir yerde demirledikten sonra öğle yemeğini hazırladık. Yemekten sonra fazla oyalanmadan demir alıp 14:30’da koydan çıktık. Yelken basıp Simi’nin güneybatısındaki Panormitis koyuna doğru yola koyulduk. Apaz seyirde Simi’nin doğu kıyısını takip ederek güneye indik. Simi’nin güneyinde dar bir boğazla ayrılmış olan Trompeta adası var. Rüzgar bu boğazda sıkışarak kanal etkisi yaptığından sık tramolalarla buradan geçmek yerine Trompeta’nın güneyinden dönüp Panormitis koyuna girdik. 18:00 Panormitis koyuna demir atış.
Panormitis koyunun güneybatıya bakan dar girişinin iki yanı ince uzun doğal kayalık burundan oluşuyor. Koya biraz dalga girse de içerisi geniş bir göl gibi korunaklı. Dibi ise kum ve yosun. Ormanlık kıyıda büyük bir manastır var. Görünürde pek canlı bir yerleşim olmadığından kıyıya çıkmadık. Koyda demirli 15-20 teknenin arasına demir attık. Hava sert olduğu için uzun kaloma bıraktık. Birkaç tekne demir taradıktan sonra yer değiştirip tekrar çapa attılar. Sağanaklar 6 kuvveti bulduğu için endişeliydim. Sabaha kadar pek uyumadan sık sık güverteye çıkıp durumu kontrol ettim. Neyse ki demirimiz sağlam tuttu.
Hava açık, rüzgar BGB 5 Beaufort, dalga 1-1,5m, yelken seyri
10:00 Panormitis koyu çıkış.
Panormitis koyundan çıktığımızda freşka rüzgarda camadanlı yelkenlerle orsa seyirde güney yönünde seyre başladık. Ancak bir saat sonra rüzgar hafifledi ve hevesimiz kursağımızda kalarak motoru çalıştırdık. Yaklaşık bir saatlik motor seyrinden sonra denizin üzerinde tekrar kuzucuklar görüp yelkenleri bastık. 20-25 knot esen rüzgarla orsa seyirde tramolalar atarak toplam yedi saatte Tilos adasına vardık.
17:00 Tilos limanına giriş.
Tilos’ta aynı zamanda feribot iskelesi olan küçük 20-25 teknelik bir mendireğin içinde tonoz alıp kıçtan kara bağlandık. Tilos, Simi gibi çorak, ağaçsız, uzaktan neredeyse çıplak bir kayaya benzeyen bir ada. Tilos’un köyü ise Simi’deki yerleşimden çok daha küçük. Uzun çakıllı bir sahil boyunca dizili tek katlı bakımlı evler ve lokantalardan oluşuyor. Sakin bir sahil kasabası.
Kaldığımız bütün adalarda olduğu gibi Tilos’ta da tekneye elektrik ve su alabildik. Adalarda hem teknelere verilen hizmet hem de lokantalardaki yemeklerin kalitesi ve fiyatları çok iyi. Yediğimiz bütün yemekler lezzetli ve fiyatları makuldü. Tilos’ta akşam yemeği için gittiğimiz sahildeki Armeron Rastaurant’tan memnun kalıp ertesi sabah denize girmek ve sonrasında öğlen bir şeyler atıştırmak için tekrar gittik.09.06.2010 Çarşamba Tilos –Halki (yaklaşık 23dm)
Hava açık, rüzgar BGB 3-4 Beaufort, dalga 0,5-1m, yelken ve motor seyri
14:00 Tilos limanından çıkış
Hava evvelki günlere göre biraz hafiflediği için motorla Halki limanından çıkıp açık denizde rüzgarı yakalamamız bir saati buldu. Halki adasına doğru güneydoğu yönünde yelken bastık. İki buçuk saat yelkenle apaz seyirde yol aldıktan sonra Halki’nin güneybatı ucunu döndük. Rod Heikell’in kitabında yaptığı Halki’nin kuzeydoğusundaki kayalıklar hakkındaki uyarıyı dikkate alarak adanın güneyinden geçip güneydoğusundan limana girmeye karar vermiştik. Halki’nin güneyinde hafifleyen rüzgarda yaptığımız pupa seyirde yelkene motorla destek olduk.
18:30 Halki limanına giriş
Halki limanında yaz sezonunda kullanılan T şeklindeki yüzer pontona tonoz alıp kıçtan kara bağlandık. Halki Rodos’un batı kıyısına yakın ve tarih boyunca öncü kale olarak kullanılmış küçük bir ada. Limandaki kasaba renkli ve bakımlı evleriyle Simi’yi andırıyor. Kasabanın arkasındaki yüksek kayalık tepedeki kale dikkat çekiyor. Limana bağlanır bağlanmaz denize atladık ve yüzdük. Ardından bir şişe Prosecco açıp seyahatimizi kutladık. Hepimiz elbiselerimizi giyip meydandaki lokantalardan birinde küçük karides, ızgara ahtapot, kalamar ve balıktan oluşan güzel bir yemek yedik.
10.06.2010 Perşembe Halki – Rodos Mandraki limanı (yaklaşık 34dm)
Hava açık, rüzgar BGB 3 Beaufort, dalga 0,5m, yelken ve motor seyri
10:00 Halki limanından çıkış.
Halki adası Rodos’a yakın olmasına rağmen Mandraki limanına varmak için adanın Batı kıyısından en kuzey noktasına kadar çıkmamız gerekiyordu. Yol uzun olduğu için sabah toparlanıp limandan ayrıldık. Malesef rüzgar yetersiz olduğu için yolun büyük kısmında motorla ilerledik. Sadece sabah Halki’den çıktıktan sonra iki saat ve öğleden sonra kuvvetlenen rüzgarla limana girmeden önce bir saat yelken seyri yapabildik.
16:30 Rodos Mandraki marina giriş.
Mandraki limanına neredeyse bitişik olan Rodos kalesi ve içindeki ‘eski şehir’ İstanbul’daki Kapalıçarşı gibi turistik dükkanlarla ve lokantalarla dolu olmasına rağmen keyifli ve etkileyici. Ortaçağdan kalma dar kale sokaklarında dolaşıp neredeyse her köşesinin resmini çektik. Kuyumcu Lalaounis’e uğrayıp alışveriş ettik. Kale içindeki Alexis Four Seasons Restaurant’ta deniz ürünlerinden oluşan lezzetli ve keyifli bir yemek yedik.
11.06.2010 Cuma Rodos Mandraki limanı – Marmaris Albatros Marina (yaklaşık 25dm)
Hava sabah açık akşamüstü sağanak yağış, rüzgar KD 2 Beaufort, dalga yok, motor seyri
10:45 Rodos Mandraki marina çıkış.
Rodos’tan ayrılıp Marmaris’e dönerken Kadırga koyunda demir atıp öğle yemeği yedik ve yüzdük. Yerleşim olmadığından tertemiz ve güzel bir olan Kadırga koyundan isteksizce demir alıp Marmaris’e doğru dönüşe geçtik.
13:30 – 15:00 Kadırga koyunda mola.
16:45 Marmaris Albatros marinaya giriş.
Albatros marinaya bağlandıktan sonra Offshore Sailing görevlileri teknemizi kontrol ettiler ve teslim aldılar. Cuma akşamı teknede kalıp ertesi sabah 9:00’da bir hafta boyunca evimiz gibi benimsediğimiz teknemizden ayrıldık.
25 Mayıs 2010 Salı
HEYBELİADA ÇAM LİMANI
Cumartesi günü havanın yağmurlu olacağını bildiğim halde yelken programını ertelemek istemedim. Sonuçta hem yağmurlu hem güneşli ama çok keyifli bir gün geçirdik. Üstelik denize bile girdik.
Heybeliada’nın güneyinde ormanla çevrili cennet gibi bir koy olan Çam Limanı genelde çok kalabalık olduğundan pek uğramadığımız bir yer. Aslında İstanbul’daki en güzel koylardan biri. Zemini kum. Ormanın içindeki birkaç metruk bina ve kıyıdaki villalar dışında koyun çevresinde yerleşim yok. Sakinken Çam Limanına demirlediğinizde sanki Göcek’teymiş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Bu sene kıyıda güneşlenmek ve denize girmek için bir kulüp yapılmış. Anlaşılan yazın bu koyda pek sükunet kalmayacak.
Hava yağmurlu olduğu için kalabalık olmayacağını düşündüğümüz Çam Limanı'na çevirdik rotamızı. Pendik Marintürk’ten öğlen saatinde çıktık ve Batı’dan 10-15 knot esen rüzgarda yelkenlerimizi bastık. Yelken seyri çok keyifli olduğundan biraz yolumuzu uzatarak Burgazada ve Kaşık Adası arasından Heybeliada’nın güneyine indik. Öğleden sonra üçte Çam Limanı’na demir attık. Bizden başka on veya oniki tekne daha vardı koyda. Malesef bir tane motoryat yüksek sesle müzik çalıp çevreyi rahatsız edecek davranışlarda bulunuyordu. Bazı tekne sahiplerinin eğlenirken çevrelerindeki insanları hiç düşünmeyecek kadar görgüsüz olmaları insanı üzüyor.
Çam Limanı’nda deniz o kadar güzeldi ki dayanamayıp atladık. Çok soğuktu ama kendime gelmemi sağladı. Hava karardıktan sonra yağmur başladı. Su geçirmez kıyafetlerimizle karanlık koyda çam ve deniz kokusunun içinde yağmurun altında oturduk. Gece onbirde demir alıp dönüşe geçtiğimizde yağmur kuvvetlenmişti. Motorla marinaya döndük.
19 MAYIS’TA KALPAZANKAYA
19.05.2010
19 Mayıs bayramında hava Batı Güneybatı yönünden 10-15 knot esiyordu. Bu fırsatı kaçırmayıp annem ve babamla Kalpazankaya’ya gitmek üzere yelken bastık. Rüzgar gittikçe hafiflese de bizi Burgazada’ya kadar götürdü. Kalpazankaya’da tonoza bağlanıp yamaçtaki lokantaya çıktık. Annemle babam Kalpazankaya’yı çok seviyorlar. Keyifle yemeğimizi yedikten sonra dönüşe geçtik ve günbatımında marinaya bağlandık.
13 Mayıs 2010 Perşembe
İSTANBUL YELKEN KULÜBÜ BOĞAZ KOMUTANLIĞI KUPASI
08.05.2010
Duygu, Dolunay, Emel ve Gürkut ile sabah sekizde Pendik Marintürk’ten çıkıp motorla Kalamış Marina’ya doğru seyre koyulduk. Yolda Duygu’nun hazırladığı harika kahvaltıyı ettik. Kalamış’ta mazot aldıktan sonra onbirde Haydarpaşa’yı bordalayıp Boğaz’a girdik. Amacımız yarışmak değil yarışanları izlemek ve Boğaz’da yelken yapmaktı. Boğaz’da gemi trafiğinin durdurulduğu ve yelkene izin verildiği nadir günlerden birinden faydalanmak istemiştik.
Hava durgundu. Rüzgar kuzeyden 5-6knot esiyordu. Yarış komitesi bu rüzgarı yeterli görmüş olmalı ki Çırağan’a yaklaştığımızda Kuruçeşme – Çengelköy arasından yarışa başlayan yelkenliler rengarenk balonlarıyla bize doğru geliyorlardı. Çırağan Sarayı’nın önündeki şamandıra dönüşünü izlemek çok keyifli oldu çünkü hem balonlarını indirip genoaları ile orsa seyre geçen teknelerin seri hareketlerini yakından gördük hem de ekiplerinin yaşadığı stresi hissetmeden heyecana dahil olduk. Daha önceki senelerde katıldığımız Boğaz yarışlarında ekipte herkes gergin olur ve özellikle şamandıra dönüşünde teknede mutlaka karmaşa yaşanırdı. Ayrıca kimse çevresindeki teknelerde olanları izleme fırsatı bulamazdı. Bu duyguları iyi bildiğimizden izleyici olarak katıldığımız bu yarıştan son derece zevk aldık.
Lider tekneler Boğaz’ın Avrupa yakasından kuzeye doğru sık tramolalarla tırmanırken onlara eşlik ettik. Arnavutköy Akıntı Burnu’na geldiğimizde kuzeyli rüzgar iyice hafifledi. Geriden gelen teknelerin balonlarını gördüğümüzde çok şaşırdık. 200m geride hava Lodos esiyordu. Karışık hava şartları, adına yakışır şekilde Boğaz’da akıntının en kuvvetli olduğu yerlerden biri olan Akıntı Burnu’nu geçmeyi iyice zor hale getirmişti. Tabii bu mücadeleyi yakından izlemek bizim için son derece keyifli oldu. Yarışan ekipler akıntıyla mücadele ederken biz Bebek koyundan geçtik ve Rumelihisarı’na doğru çıktık.
Baltalimanı’nı geçtikten sonra Boğaz genişlediğinden yarışan teknelere çapariz vermeden yelken seyrine geçtik. Rüzgar kuzeyden 8-10knot esiyordu ve tekne 6knot hıza erişmişti. Tabii akıntıyı hesaba katınca hızımız 4knot’a kadar düşüyordu. İkibuçuk saat boyunca Boğaz’ın Avrupa ve Anadolu yakaları arasında zikzak çizerek İstinye, Beykoz, Büyükdere ve Sarıyer’i geçtik ve Anadolukavağı’na vardık. Boğaz Komutanlığının önüne bağlandığımızda saat üçbuçuktu. Kıyıdaki şenliklerden börek ve balık alıp teknede yedikten sonra halatlarımızı çözüp rotayı Karadeniz’e çevirdik.
Bu kadar yolu gelmişken Boğaz’ın Karadeniz girişindeki Poyrazköy’ü keşfetmeden dönemezdik. Yarım saat sonra Poyrazköy’ün mendireğinden içeri giriyorduk. Kocaman mendireğin içinde irili ufaklı pek çok balıkçı motoru bağlanmıştı. Kumsalın arkasında ormanlık tepeler yükseliyordu. Koy son derece sakindi. Birkaç motoryat demirlemişti. Kıyıda lokantalar vardı. Poyrazköy’ün çok hoş bir yer olduğunu görünce yazın mutlaka gelmeye karar verdik. Neredeyse ayrılamayıp o akşam orada kalacaktık.
Dönüşe geçtiğimizde saat yediye geliyordu. Akıntıyla birlikte uçar gibi Boğaz’dan güneye indik. Akşam güneşinde Boğaz’ın iki yakasını izleyerek yaptığımız bu seyir son derece keyifliydi. Haydarpaşa’yı arkamızda bıraktığımızda hava kararmıştı. Marinaya onbirde vardık. Tüm yorgunluğumuza rağmen tekneyi toparladık ve yıkadık. Boğaz yarışını tekneden izlemek hepimiz için çok keyifli ve öğretici bir deneyim olmuştu.
4 Mayıs 2010 Salı
KALPAZANKAYA VE PORT SEDEF
Cumartesi gününü Kalpazankaya’da geçirdik. Pazar akşamüstü ise Port Sedef’e gittik. Hem Burgazada hem de Sedef Adası baharda yemyeşil ve huzurlu. İstanbul’un içindeyken şehirden kaçabilmek çok güzel oluyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















